Ahibba
http://ahibba.anatolianrock.com
 
 Ana Sayfa
 Grup Hakkında
 Grup Elemanları
 Demolarımız
 Videolarımız
 Repertuarımız
 Fotoğraf Albümü
 Forum
 Linkler
 Bize Ulaşın
 
 

AHİBBA

Doğu Akdeniz’den (Çukurova’dan) Suriye’ye kadar uzanan topraklarda kendilerine özgü dini ritüelleri, yaşayışları ve dilleri olan Nusayri (Arap Alevi) Halkı’nın kültürel birikimleri Ahibba projesinin temel yapı taşlarını oluşturmaktadır.
Ahibba, kültürel farklılıkların gün geçtikçe ayrılık sebebi olduğu bir dünyada( ve ülkede) çok kültürlülüğün zenginlik olduğu düşüncesinden hareketle 2000 yılında Kocaeli’de kuruldu. Ortadoğu’nun karakteristik müziği ile rock müziğin dinamik yapısını içinde barındıran bir sound arayışının sonucunda, Nusayrilerin kullandığı, Arapça’nın farklı bir lehçesi olan “Ğabe” lehçesi ile yapılan bestelerin ve geleneksel şarkıların albüm kayıtları için 2006 sonbaharında stüdyoya girildi.”Matar u Nar (Yağmur ve Ateş)” adlı albüm kaydının şarkı temalarında adım adım tüm Ortadoğu’ya yayılan savaşa, yaşam koşullarından dolayı büyük kentlere ve komşu ülkelere yapılan göçlere ve tüm bu karanlıktan aydınlığa uzanan gelgitlerin içinde yaşanan aşklara ve ayrılıklara yer verildi.

“Sınırlarını güneşin çizdiği bir dünya özlemiyle söylenecek daha çok şarkı var”

MATAR u NAR(Yağmur ve Ateş)

“Yağmur kadar bereketli, ateş kadar yakıcı bu topraklarda bir şarkın olsun dudaklarında”

…………
…………
Evden kaçmış sarışın bir kız çocuğuna benzeyen güneş birazdan Amik’in toprağından ve suyundan rengini almış ilk pamuk tomurcuğunu patlatacak. Sonra mevsimlik işçiler terlerini katıp patlayan onlarca pamuk tomurcuğuna hep bir ağızdan şarkılar söyleyecekler. Arapça, Türkçe, Kürtçe, Ermenice şarkılar…Atalarından kendilerine miras kalan tümcelerle bazen fısıldar gibi, bazen küfür eder gibi sevdalarını katacaklar başka sevdalara…Sonra kimisi türbede, kimisi camide ,kimisi de kilisede toprak, emek ve sevda için dua edecek…Sonra Antochia’nın tek kişilik sokaklarından Asi’nin yalnızlığına sığınacaklar...Asi Akdeniz’in tuzlu sularına, Akdeniz’in tuzlu suları Toroslar’a sırtını veren Amanos’un yaşlı yamaçlarına sığınacak sonra…Sonra tüm bu birliktelik gözleri yazgısından kara bir Arap kızının dudaklarından kanatlanan yağmur kadar bereketli, ateş kadar yakıcı karanfil kokulu bir destan olacak……


“Savaşların değil, karanfil kokulu destanların salgın olduğu bir dünya düşüyle”